Taşkent'te Özbekistan ve Macaristan heyetleri, 3 Kasım'da sessiz ama iddialı bir planın taslağını çizmek için masaya oturdu: Özbek ihracatçılara Avrupa Birliği'ne açılan hızlı bir şerit kazandıracak, Macar topraklarında lojistik üsler. Denize iki kat kapalı bir Orta Asya ekonomisi için, AB'nin otoyol ve demiryolu arterlerine bağlı Macaristan, bloğun tüketicilerine açılan cazip bir kapı. Budapeşte açısından ise bu görüşmeler, acilen yeni ticaret ivmesine ihtiyaç duyduğu bir anda coğrafyayı gelire dönüştürme fırsatı.
Zamanlama tesadüf değil. Macar ticaret gözlemcileri aylardır, ihracat çeşitlendirmesinin bir lüks değil bir zorunluluk olduğunu ve Budapeşte'den binlerce kilometre uzakta imzalanan ticaret anlaşmalarının Macar işletmeleri için dikkatle dinlenmesi gereken dersler taşıdığını savunuyor. Kecskemét'teki Mercedes-Benz fabrikası gibi ihracat amiral gemileri etrafında şekillenen bir ekonomi, pazarlarının genişliğine bağlı olarak yaşıyor ya da ölüyor — bu da yeni yük akışlarının peşinde koşmayı bir sohbet konusu değil, varoluşsal bir çaba haline getiriyor.
Regülasyon rüzgârı da değişiyor. Brüksel'in "Avrupa'da Üretim" planı küresel otomotiv tedarikçilerini tedirgin etti: Japonya'dan ithal edilen otomobiller AB sübvansiyonlarından yararlanamayacak; Fransa, Portekiz ve Doğu Avrupa'da üretilen modeller ise ancak parçalarının yeterli kısmı Avrupa'dan geliyorsa fayda görecek. Sanayi kimliği tam da bu tür montaj ve parça ağlarına dayanan bir ülke için yeni kurallar, kimin neyi nereye gönderdiğini yeniden çizebilir — Taşkent'te masaya yatırılan üsler gibi giriş lojistik kapasitesini arka ofis detayı olmaktan çıkarıp stratejik bir varlığa dönüştürerek.



